Nasıl Kitap Okunur? [Kitap Okuma Klavuzu]

Daha önceki yazılarımdan birinde kitapların nasıl okunacağı ve neden okunması gerektiğine değinmiştim. Bugün ise etkili bir okuma tekniğinin nasıl olduğuna, hızlı okuma yöntemlerine değineceğim.

Kitap okumak bir pratik işidir, kitap okudukça gözler yaptıkları hareketlerde ustalaşır. Daha önceleri baktığında harfleri seçen gözler kelimeleri bir bütün olarak seçmeye başlar, bunda daha da ustalaşan gözler ise birkaç kelimeyi bir anda seçebilir.

Kitapların akılda kalıcıkları da yine tamamen pratik bir takım çalışmaların sonucudur. Usta bir okuyucu hatırlamak istediği kitapların büyük bir çoğunluğunu kolaylıkla hatırlabilir ancak kimisi kitaplardan öğrendiklerini ve sözleri hatırlamadığından şikayet eder.

Okumada Ustalaşmak

Biri bana nasıl kitap okunur diye sorduğunda ilk cevabım ustaca okuyarak olacaktır.

Fiziksel Ortam

Kitap okumaya yeni başlayanlar için en önemli tavsiyelerimden biri sağlıklı bir okuma ortamıdır. İnsanların çoğu yatakta kitap okur ancak bu sağlıklı bir okuma biçimi değildir. Ustaca kitap okumak için en önemli şey duruştur. Doğru ergonomiye sahip bir koltuk ya da sandalye kullanılabilir.

Okurken kullanılacak ışık da önemlidir. Sayfayı tam olarak aydınlatması gözleriniz için faydalı olacaktır. Işığın rengi ise son derece şahsi bir tercih, ben gün ışığında okumayı yapay ışıktan daha çok seviyorum ancak yapat ışık kullanmam gerekirse de gün ışığı renkli aydınlatma kullanıyorum.

Büyüklerimiz “bir işi yatarak yaparsan o da sana yatarak cevap verir” derler, kitap okurken de bu geçerlidir. Yatarken kitap okuduğumda benim dikkatim çok çabuk dağılabiliyor, bu nedenle okuduğumdan da pek bir şey anlamıyorum.

Kitap Seçimi

Yapılan belli bir miktar okumadan sonra kitap seçimi artık çok önemli bir etken olmaktan çıkıyor. Bunun nedeni kişinin kendi zevkini tanıması ve ona göre kitaplar alması ve içerik olarak değersiz olan kitapları daha kolay bir biçimde ayırt edebilmesidir.

Ancak okumaya alışkanlığını yeni kazananlar için kitap seçimi önemlidir. Pek çoklarının aksine ben çok satalanlar listesinden seçilerek okuma yapılmasına karşı biri değilim. Popüler edebiyat eserlerinin arasından da zevkinize göre eserler seçip okuyabilirsiniz. Örneğin ben açlık oyunları serisini de severek okumuştum.

Kişisel görüşüm, 15 16 yaşından sonra modern batı felsefesi eserlerine kıymet vermek yönünde. Yine de bu çok kişisel bir zevk, herkes kendinin hoşlandığı eserleri okumalı.

Okurken Müzik Dinlemek

Okurken müzik dinlemek çok çetrefilli bir konu zira aynı fikirde pek buluşulunamayan bir konu. Kitap okurken müzik dinlemek benim dikkatimi daha uzun süre toplamama yardımcı oluyor, eğer dikkatim dağılırsa çalan şarkıyı bir süre dinleyip işime tekrar dönüyorum.

Klasik müzik dinlenmesini tavsiye ederim ancak klasik müzik dinlemeye alışkın değilseniz uykunuzun gelmesine sebep olabilir. Benim tercihim klasik müzik ya da metal müzik dinlerken kitap okumak.

Yine de buna kendi kendinize karar vermeniz daha doğru.

Nasıl Kitap Okunur?

Kitap okumak yalnızca ciltlenmiş kağıtların üzerinde yazan kelimeleri görmek değildir. Kitap okumak bilişsel bir öğrenme sürecidir ve yazar ile karşılıklı yapılan bir dialogdur. Bu nedenle okumak, yalnızca okumak değildir.

Kalem Kullanmak

Kitap okurken elinizin altında bir kalem bulundurmak önemlidir. Altınızı çizmek ve notlar almak kitap okumayı etkin bir öğrenme sürecine dönüştürür.

Altını Çizmek

Eğer keskin hafızası olan ve gördüğünü bir daha unutmayan biri değilseniz önemli yerlerin ve beğendiğiniz kısımların altını çizmek önemlidir. O kitabı tekrar elinize aldığınızda nereye bakacağınızı bu sayede daha kolay bulabilirsiniz

Not Almak

Sevdiğimiz yazarların kitaplarını okurken dahi bize hoş gelmeyen, yanlış bulduğumuz laflar olur. Bunlarla ilgili düşüncelerinizi kenarlara ya da boş sayfalara not almak düşüncelerimizin gelişimi açısından önemlidir.

Kitaplar, türlerinden bağımsız olarak, bir düşünce akışı içerirler ve yapıları bizlere okurken yeni düşünceler üretme imkanı verir. Kitap okurken aklımıza gelen soruları, fikirleri bir kenara not alıp daha sonra vakit olduğunda kontrol etmek son derece faydalıdır.

Özet Defteri

Her kitap bizim için farklı şeyler ifade eder ve farklı değerler taşırlar. Kitabı okurken farklı yorumlar yapar, farklı eleştiriler getiririz. Bunları kalıcı olması ve ilerde de faydalanabilmek adına, bir not defterine kitap bittikten sonra kısca yorumlamak, beğenilen ve beğenilmeyen yönlerini yazmak iyi bir çözüm olabilir.

Özet defteri tutmanın bir diğer güzel yanı da, daha sonra alacağınız kitapları seçerken daha kolay karar vermenize yardımcı olmasıdır.

Hatırlanmaya Değer Şeyler

Bazı yazarlar dil olarak, düşünce olarak diğerlerinin çok üstündediler. Kitaplarında gördüğüm bazı sözleri unutmak istemediğim için hatırlanmaya değer şeyler için de bir not defterim var.

Bu blogda sizlere yazar isimleri vererek aktardığım sözlerin büyün çoğunluğunu bu defterden aktarıyorum. Hafızam bazı insanların hafızası kadar iyi değil, o nedenle ona güvenemem. Hafızama güvenmediğim için de bu defteri tutmak “şunu kim söylemişti?” deidğimde faydalı oluyor.

Özetle

Verimli ve doğru kitap okumanın bir yöntemi var. Buna uygun bir biçimde okunduğunda kitaplar bizim hayatlarımız için çok büyük birer gelişim kaynağı. Eğer gördüklerinizi aynen hatırlayabilen kimseler değilseniz kitapların altını çizmeli, not almalı ve onların özetini daha sonrası için hazırlamalısınız.

Sizler de görüşlerinizi benimle paylaşın! Bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle.

Yılda 50 Kitap Okumak Hayatımı Nasıl Değiştirdi?

Dünya’nın en önde gelen yatırımcılarından Warren Buffet, ona sorulan bir soru için şu cevabı vermiştir:

Günde 500 sayfa kitap okuyun, bilgi bu şekilde birikir. Tıpkı bileşik faiz gibi.

Warren Buffet

Bundan üç yıl önce birisi bana gelip, çalışma hayatının en yoğun olduğu yıl, yılda 50 kitap okuyacaksın ve ona rağmen hala çok vakti kalacak dese, muhtemelen iki saat gülerdim. İlk saati 50 kitap için, ikinci saati ise bunu yapmama rağmen vaktim kalacağına inandığı için

Aslına bakacak olursanız geçtiğimiz 12 ay içerisinde günde 500 sayfa okumuşluğum çok azdır. En fazla on gün, günde 500 sayfa okumuşumdur ki, o günler de genellikle haftasonudur. Ancak hala bir süre boyunca düzenli olarak günde 500 sayfa kitap okumayı denemek ve neticesini görmek istiyorum.

İlk Kitap: Sıfırdan Bire

Peter Thiel ismini bir kısmınız duymuştur. Peter Thiel başta PayPal olmak üzere, adını duyduğunuz pek çok firmanın kurucu ortağı veya yatırımcısı.

Kitap okuma alışkanlığımı heralde aşağı yukarı üniversite 2. sınıftan itibaren yitirmiştim. Geçtiğimiz yıl bu kitabı almış, uzun süre çantamda binlerce kilometre taşıdıktan sonra yarısına bile gelememiştim. Kitap benimle birlikte İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’e dahi gelmişti.

Güneşli bir cumartesi sabahı uyanıp kahvaltımı ettikten sonra canımın çok sıkıldığını ve “farklı” bir şeyler yapmak istediğimi düşündüm. Düşünün ki “farklı” olarak bulduğum şey “kitap okumak idi.” Her günkü gibi kahvemi yaptım. Ardından sandalyeme geçip kitabı elime aldım ve sanıyorum ki iki saat gibi bir zamanda kitabı baştan başlayarak bitirdim.

Vaktimi bu şekilde bir şey öğrenerek geçirmekten inanılmaz bir keyif almıştım. Hemen arkasından Mirgün Cabas’ın 2001 kitabına başladım. Bir önceki kitaba göre çok kısa sayılabilecek bir vakitte bu kitabı da bitirdim.

Alışkanlığı Oturtmak ve Geliştirmek

Sonraki üç ayı, bu alışkanlığımı oturtmak ve geliştirmek için harcadım. Sahip olduğum vakti bu şekilde değerlendirdikçe, diğer değerlendirme yöntemleri gözümde çok anlamsız gelmeye başladı.

Şunu da eklemek istiyorum, bu alışkanlığı ne kadar geliştirdiysem diğer dikkat dağıtıcılara olan ilgim de o denli azaldı. Örneğin eskiden iş yerinde Twitter’a, Sözlük’e daha çok bakan biriyken, kitap okuma alışkanlığım neticesinde bu ilgi azaldı.

Başka bir şeyle uğraşırken dikkatimi çok daha uzun süre aynı yerde tutabilir duruma ulaştım.

Daha sonraki 12 aylık dönemde (Ki henüz 10. aydayım ve 46 kitap okudum) ise insanları algılama biçimim, kullandığım kelimeler ve diğer insanlarla iletişimim kayda değer bir miktarda gelişti.

Açılan Yeni Kapılar

Hayatlarımızın bir getirisi ki, hepimiz çok dar alanlarda yaşıyoruz. Aynı insanlarla aynı şeyleri konuşuyor ve günlerimizi aynı rutin işleyişte geçiriyoruz. Bu nedenle etrafımızdaki olasılıkları, güzel şeyleri görmekte zorlanıyoruz. Kitap okumak da bana etrafımda görmediğim yeni olasılıkları görmemde yardımcı oldu.

Okuduğum kitaplardan sonra yaşam koçluğuna ilgi duymaya başladım.

Başka kitap okumak için günlerimi planlamak bir süre sonra hayatımın tamamını kaplayan bir alışkanlık haline geldi.

Üç yıl önce yalnızca bir keyif olarak gördüğüm uğraş hayatımı neredeyse baştan sona değiştirdi. Bu sayede anladım ki kitap okumak yalnızca kitap okumak değilmiş.

Etkili Okumak

Ben hızlı okumaya inanan biri değilim. Hızlı okumak modern insanın anlamların içini boşaltma çabasının bir parçası. Evet, kitap okudukça gözleriniz bir takım kas hareketlerini daha seri bir şekilde yapabilir ve okumanız bir miktar hızlanır. Ancak bu size 1 saatte 600 sayfalık bir kitabı okutmaz.

Hızlı okumak yerine ben etkili okumayı tercih ederim. Varsın onlar benden daha hızlı okusun, ancak okuduğum şeyin hakkını verdiğimde yazarıyla bir iletişim kurmuş olurum.

Etkili okumak için çantamda her daim bir kalem taşırım. (evet, yılda 50 kitap okumaya başlayınca bu konuda da bir tercih geliştirdim, Scrickss Graph-X) Bana ters gelen yerlerin altını çizer boşlukla konu ile iligli yorumumu yazarım. Beğendiğim şeylerin altını mutlaka çizerim ve eve geldiğimde planlama için kullandığım defterin arkasına not ederim. Altına kimin yazdığını hangi kitabın hangi baskısının kaçıncı sayfasında geçtiğini yazarım.

Belki dikkatinizi çekmiştir, bazı yazılarımda bir takım kişilere ait sözler alıntılıyorum: işte bunlar bu defterden geliyor.

Sonuç Olarak

Yılda 50 kitap kumak benim hayatımı çok değiştiren bir tecrübe oldu. Eğer sizler de kitap okumaya başlamak istiyor ve nasıl başlayacağınızı bilemiyorsanız Kitap Nasıl Okunur? makalemden başlayabilirsiniz.

Bu konudaki fikirlerinizi ve görüşlerinizi aşağıda yorum olarak benimle paylaşın, birlikte tartışalım.


“Günlük” Planlanma Kılavuzu! Plan Nasıl Yapılır?

Her yılın sonunda bir sonraki yılın ajanda satışlarında bir patlama yaşanır. Herkes bir sonraki yıl spora ve diyete başlamak için plan yapar. Bir sonraki yılın sonunda her şeyin ne kadar farklı olacağını hayal eder insanlar.

Ancak bu planı yapanların yalnızca bir kaçı başarılı olabilir. Peki neden planların büyük bir kısmı başarısız olur? Başarı plan ile başarısız olanları ayıran fark nedir?

Plan Yapmak

Plan yapmak basitçe, bir hedefe belli bir süre içerisinde ulaşmayı sağlayacak olan yolu oluşturmaktır. İnsanlar hayatlarında bir takım değişiklikler istediklerinde bunun için belirli bir süre belirlerler. Bu süre içerisinde hedeflerine ulaşabilmek için kendilerine bir rota belirlerler. Bu rotanın kendisine plan yapmak denir.

Bu yazıda sizlerle bir planın neden başarısız olduğuna, başarılı bir planın nasıl yapılacağına ve nasıl takip edilmesi gerektiğine bakacağız.

Bir Plan Nasıl İyi Plan Olur?

Bir planı “iyi” ve “kötü” yapan şeyler vardır. Bir planın gerçek hayatla ne kadar uyumlu olduğu, ne kadar net olduğu, ne kadar kapsamlı olduğu, planı yapanın ve uygulayanların ne kadar esnek olduğu bir planın kalitesini belirler. Gelin bütün bu özelliklere daha detaylı yaklaşalım:

Gerçek Hayata Uyumluluk

Harita, arazinin kendisi değildir

NLP İlkesi

Arabanıza bindiniz, örneğin Samsun’dan yola çıktınız ve Muğla’ya doğru gidiyorsunuz. Elinizde, otoyolları gösteren bir harita var. Bu harita sizlere hangi yöne, hangi otoyoldan ne kadar gideceğinizi gösterecektir ancak bu harita size yolda göreceğiniz ağaçları, çay içeceğiniz köy kahvelerini ve yaşayacağınız duyguları göstermeyecektir.

Planlama yaparken en çok göz ardı edilen de tam olarak budur. Günlük hayatın akışı göz ardı edilerek yapılacak olan bütün planlar daha başlamadan başarısız olmaya mahkumdur. Sahip olmadığınız vakitleri planlamak, dinlenme ihtiyaçlarını göz ardı ederek yapılan günlük planlamalar başarısızlığa yatkındır.

Ağır Yükler Kaldırmaya Çalışmak

Kimi insan geleceğe yönelik planlama yaparken, plan nasıl yapılır bilmediğinden, kaldırabileceğinden fazla yük üstlenmeye çalışır. Diğer bütün kaynakları yeterli bile olsa, bir insan iç enerjisinin yetmeyeceği planlar yaptığında genellikle başarısız olur.

Spora yeni başlamış bir kişi nasıl ki 100 kilogramlık bir halteri tek seferde kaldırmayacaksa, henüz kendi yapabileceklerinin farkında olmayan biri de fazla yük kaldırmaya çalıştığında başarısız olacaktır.

Uyumsuzluk

Herkes günü planlamaktan, haftayı planlamaktan söz ediyor. Ancak asıl mesele yapılan planların vadesi değil. Yapılan farklı vadelerdeki planlar birbirleriyle uyumlu olmalıdır. Örneğin bir yıl içerisinde kendi işini kurmayı planlayan birinin vakitlerini diğer şeylerle harcamayı planladığı aylık çizelgeler stres yaratacak ve muhakkak sonunda başarısız olacaktır.

Kendini Tanımak

Bir insan kendini ve sahip olduğu kaynakları tanımadan yapacağı bütün planlar başarısız olmaya mahkumdur. Plan nasıl yapılır? diye sorulduğudan, bu sorunun ilk cevaplarından biri, sahip olduğun kaynaklara dayanarak olacaktır.

Kişinin kendini tanıması demek sahip olduğu kaynakları bilmesi anlamına gelir. Harry Potter kitaplarını düşünün, her kitapta Harry o kitabın sonundaki mücadele için hazırlanır. Bilgi, tecrübe, arkadaşlar gibi bir takım kaynaklar toplar, kitabın sonunda da bölüm sonu canavarı ile karşılaşır. O galibiyetin ardından bir sonraki mücadeleye hazırdır.

Yanlış Uzmanlar

Bir iş yeri muhasebe defterine baktırmak için marangoz çağırmaz. Eviniz için yeni bir dolabı da muhasebeciye yaptırmazsınız. Daha da önemlisi marangozun tarzı bile sizin için önemlidir, zira her marangozun yeteneği ve tarzı farklıdır.

Kendi geleceğiniz ile ilgili bir uzmana, bir yaşam koçuna danışırken de mutlaka kendinize uygun biri ile çalışmalısınız. Eğer işin içinden çıkamadığınız bir probleminiz varsa, mutlaka bir uzmandan destek almalısınız.

Buraya kadar yanlış bir planın nasıl yapılacağınan bahsettik, şimdi iyi bir planın nasıl yapılacağı, insanın hayatının planlamasını nasıl kendi eline alabileceği ile ilgileneceğiz.

İyi Planlar Yapmak

Bir planı kötü yapan detaylara artık hakimiz. Bu bildiklerimizi, planlama kılavuzunu yaratmak için kullanalım.

Uzun Vadeyi Planlamak

“Uzun vade” herkes içn farklı bir anlama gelecektir. Daha planlı yaşayan insanlar için uzun vade daha uzun bir süreyi ifade edebilecekken, daha plansız insanlar için bir yıldan bile kısa bir süreyi ifade edebilir. Planlar yapmak tamamen kişisel referanslara dayanır.

Uzun vadeli planlar kısa ve orta vadeli planlardan daha önce yapılır ve kısa ve orta vadeli planlar için bir çerçeve oluştururlar.

Uzun vadeli planlarda kullanacağınız ortak niteliklere şöyle bir göz atalım:

  • Derinlemesine detaylar içermezler. Daha yüzeyseldirler. Daha çok hayattaki amaçlara paralellik içerirler. Örneğin “heykel yapımı kursuna katılacağım.”, bu plan herhangi bir zaman ifadesi içermez. Mekan belirtmez, heykelin tipine ait detayları göstermez. Yalnızca yaşam amacı ile paralellik gösterir.
  • Dönüp baktığınızda amaçlarınızı ve hırslarınızı hatırlatır. İnsanlar kimi zaman bazı nedenlerden kaybolduklarını hissederler. Uzun vadeli planlar kaybolduğunuzu hissettiğiniz anlarda sizler için bir kılavuz vazifesi görür ve hayatınızın mira noktasını tekrar bulmanıza yardımcı olur.
  • Yalnızca istediklerinizi yazarsınız. Örneğin günlük planlar yapılırken bazen sıkıcı, yapmak istemediğimiz işleri de yazıp yapmak zorunda kalırız. Bulaşıkları yıkamak, odanızı tekrar toplamak gibi. Ancak uzun vadeli planlarda bunların hiçbirine yer verilmez. Yalnızca yapmak istediğiniz kuvvetli bir motivasyona sahip olduğunuz şeyleri yazarsınız.

Orta Vadeyi Planlamak

Tıpkı uzun vade sözü gibi, orta vade sözü de insandan insana değişil anlamlar gösterir. Yukarıda belirttiğim gibi bu da kişilerin referanslarına ve geçmiş deneyimlerine göre farklılık gösterir.

Orta vadede yapılacak olan planlar uzun vadedekinden daha derinliklidir. Bir takım detaylar içerirler ancak tam netlikte zaman mekan bilgisi içermezler yalnızca yaklaşık, ortalama belirleyiciler taşırlar.

Kendi adıma orta vadeli planlarımı üç farklı şekilde yapıyorum. Günlük planlamaların dışında aylık olarak, 15 günlük ve haftalık olarak.

Somut örneklerle ilerlemekte fayda var. Örneğin yıllık planımda yalnızca kaç kitap okuyacağım yazar. Hangi kitap olduğu, zaman okunacağı ile ilgili bir ilgi içermez yıllık planım. Ancak aylık plan içerisinde hangi kitapları okuyacağıma yer veririm. Yıllık planı oluştururken kitap okumaya hangi dönemlerde ne kadar vakit ayırabileceğimi bilmiyorum o nedenle bunun yeri aylık plandır. Daha sonra aylık planı haftalık planlara ayırırken bir haftada ne kadar vakte sahip olacağımı bildiğim için kitapları o haftalara dağıtıyorum. Bu sayede hangi kitabı hangi zaman diliminde okuyacağımı biliyorum.

Özetle, orta vadeli planlar uzun vadeli planlara paralel olarak ve onlara ulaşmak adına yapılırlar. Vakitler artık daha net olduğunda, yıllık planda ortaya konan amaçlar uğruna nelerin orta vadede yapılacağı ve bu planın neleri kapsadığı net olarak ortaya konur.

Günlük Planlama Kılavuzu

Orta vadeli planlarla ortaya konan yapılacak işler listesi artık kısa vadeli planlara bölünebilir. Ben bunları haftalık olarak günlük olarak da yapıyorum. Ancak haftalık olan planlarımı orta vadeli olarak niteleyebilirim çünkü zamanla ilgili bilgileri içermiyor. Örneğin bu haftanın planında 5 blog post şeklinde bir madde var, bunların hangi günlerde yazılacağı yayınlanacağı bilgisi yok.

Günlük planlamalarımı ise genellikle bir önceki günden yapıyorum, eğer birkaç gün sonra ne kadar vakte sahip olacağımı biliyorsam nadiren, iki ya da üç günlük planlar da yapıyorum.

Günlük planlar için kullanabileceğiniz birkaç taktiği şu şekilde sayabilirim:

  • Net olun. Günlük planlar yaparken dikkatinizin büyük bir kısmını netliğe vermelisiniz. Yazdığınız maddeler net olmalıdır. Örneğin “yürüyüşe çık” yeterince net değildir. “İşten geldikten sonra yarım saat yürüyüş yap” demeniz daha nettir ve listeye baktığınızda ne yapmanız gerektiğini daha iyi görürsünüz.
  • Daha uzun vadeli listeleri sıkça kontrol edin. 15 günlük planlarınız, aylık planlarınız, yıllık planlarınız daha uzun vadede hangi tip planlar yapıyorsanız günlük planlar yaparken onları kontrol edin. Günlük planlarınızın, diğer planlarınız ile uyumlu olmasına gayret edin.
  • Kendinizi tanıyın. Kaynaklarınızla, sahip olduğunuz zamanla uyumlu planlar yapın. Sahip olduğunuz zamanı ve kaynakları aşan planlar yaptığınızda bu bir stres kaynağına dönüşür ve bu da sizi hata yapmaya meilli hale getirir.

Plan Nasıl Yapılır?

Evet biliyorum, herkesin akıllı telefonları var, akıllı telefonlarınızda yapılacak işleri listeleyen ve size hatırlatıcıları gösteren uygulamalar var. Ancak onlar sadece sabahtan not alıp akşama kadar yapmanız gereken işleri hatırlatır.

Kağıt aşağı yukarı milattan önce 100 yılında bulundu. Yani hemen hemen 2100 yıldır kağıt kullanıyoruz, onunla bilgi aktarıyor, notlarımızı tutuyoruz. Ancak todo uygulamalarına yalnızca 15 senedir varlar. Üstelik eğitim sistemleri hala çoğunlukla kağıt kullanarak bilgi aktarımı yapıyor. Altı yedi yaşımızdan itibaren de kağıt kalem kullanmaya alışıyoruz. Yani dijital bir uygulamayı, sürekli ve verimli kullanmak ile ilgili pek bir bilgimiz yok.

Planlar yapmak için defter kullanmak kağıt kullanmaktan daha etkilidir, üstelik bir ay önceyi kontrol etmek istediğinizde ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız olduğunuzu netlikle görebilirsiniz.

Defterinizin en başına, uzun vadeli planınızı yapın daha sonra orta vadeli planlarınızı yapın. Kalan kısım ise haftalık ve günlük planlarınızı yapmak için kullanacağınız kısım olacak.

Planları Çizmek

Ben planlar yaparken düz yazıdan ziyade yanlarına işaretleme yapmak için kutular, yuvarlaklar gibi şekiller çizmeyi daha etkin buluyorum. Bu şekilde hem okunabilirliği artıyor hem de geriye dönüp baktığımda görsel olarak ne kadar başarılı ya da başarısız olduğumu görebiliyorum.

Sizlerle kendi defterimden bir örnek paylaşabilirdim ancak benim yazım çok kötü. Bu nedenle instagramda takip ettiğim, çok güzel planlar çizden birini paylaşmak istedim.

Hesaba buradan ulaşabilirsiniz.


Günlük planlama kılavuzu! Plan nasıl yapılır?

Yukarıda bahsettiğim kişinin orta vadeli bir planını görüyorsunuz.

Esnek Bir Zihin Yapısı

Evet planları hazırlamak çok önemlidir, onları çizmek, derlemek bir araya getirmek bunların tamamı çok önemli işler. Ancak bundan daha önemli bir şey var: esnek bir zihin yapısına sahip olmak.

Hayatta her şey istediğimiz gibi gitmeyebiliyor, yaptığmız planlar çalışmayabiliyor, hatta plan yapmak için kullandığımız yöntem bile bizim için işe yaramıyor olabilir. Bu noktalarda en önemli şey isanın esnek bir zihin yapısına sahip olmasıdır.

Herkes için tek bir beden üretilmiyor. Bir planlama yöntemi dahi size uymuyorsa başka bir alternatif araştırıp yenisini deneyebilecek zihinsel esnekliğe sahip olmalısınız. Bir amaca ulaşmak istediğinizde denediğiniz yöntemler işe yaramıyorsa onları terk edip yenilerini edebilecek olgunlukta olmanız gerekiyor.

Yukarıda doğru uzmanlarla çalışmanın öneminden bahsetmiştim, bu konuda da doğru uzmanlarla çalışmak son derece önemlidir, doğru uzman bir çözümün sizin için işe yaramadığını görünce hemen bir diğer yöntem ile değiştirebilmelidir.

Sonuç Olarak

Planlama yapmak hayatlarımızdaki hedeflere bizi götürecek bir klavuz hazırlamaktır. Yaptığımız yanlış planı doğru olanla değiştirebilmeliyiz. Daha uzun vadedeki planlarımızı gerek duyduğumuzda yenilemeli ve farklı yöntemlere başvurabilmeliyiz.

Siz de bu konudaki görüş ve düşüncenizi benimle paylaşın, birlikte konuşalım.

Kitap Nasıl Okunur? Neden Kitap Okumalı?

Etrafımızı saran ve insanoğlu için çok yeni sayılabilecek siber dünya bizi büyük bir süratle içine çekti. Akıllı telefonlar piyasaya çıkalı henüz 15 yıl bile olmamışken küçükten büyüğe pek çok insanın hayatını ele geçirdi.

Bu yazıda bu konunun yalnızlaşan insanoğlu gibi çokça işlenmiş bir tarafını değil, tamamen bambaşka bir tarafını ele almak istiyorum.

Akıllı telefonlarımızı bilgi alışverişi ve iletişim için kullandığımız ortada. Ancak 200 yüzyıl önce yaygınlaşan yöntemleri nasıl bir kenara bıraktık da 15 yılı olmadan, hepsini dışlayıp tek bir yöntemi kullanır olduk?

Süreli yayınların ve gazetelerin çıkışı ile birlikte, Kıta Avrupa’sı başta olmak üzere bütün insanlığın bilgi nakil şekli değişti. Yine Avrupa başta olmak üzere, farklı tiplerdeki bilgiler için farklı usüller ve standartlar gelişti. Örneğin bilimsel bilgilerin aktarılması için, belli aralıklarla yayın yapan, hakemli, bilimsel dergiler ve orada yayınlanacak bilgiler için bir format gelişti.

Günlük haberleri yayabilmek için gazeteler ortaya çıktı. Gazetelerde kullanılmak üzere bir haber formatı ve yorumlara dayanan köşe yazıları geliştirildi.

Yukarıda bahsi geçen her iki tür de insanın bilgi nakil şekilleri olarak var oldu.

İnsanoğlunun sanat macerası mağara duvarlarına resim yaparak, kendi sesini ya da etrafındaki cisimleri birbirine vurarak ses elde etmesiyle başladı. Bunları hikaye anlatıcılığı takip etti. Kağıtların ve mürekkebin yaygınlaşması ile birlikte romancılık ortaya çıktı.

Romancılık da tıpkı mağara duvarına resim çizmek ve kendi sesini kullanmak gibi üreticinin -yazarın- hislerini, bilgisini, gözlemlerini yorumlayarak ya da farklı şeylere benzeterek yazıya bir hikaye aracılığı ile aktarmasıdır

Kitap Neden Okunmalı?

İnsanoğlunu benzersiz kılan yanlarından biri etrafında olup bitenleri yorumlama ve geleceğe yönelik benzersiz planlar yapma kabiliyetidir. Bu kabiliyet temelde empati ve yorumlama yeteneğine dayanır. Kitapların yaygın türü olan romanlar da bu yetenekler kullanılarak yazılır.

Okuyucular, bir kitapta, yazarın yöntemlerini kullanarak gerçeklik ile bir bağ kurarlar. Bu bağı daha sıklıkla kuran kişiler ise farklı pencerelerden etraflarında olan bitenleri yorumlayabilir.

Pek çok insan gibi ben de kitap okumayı keyifli ve rahatlatıcı buluyorum, ancak bu yazıda buna odaklanmak istemiyorum. Bu yazıda daha çok kitap okuduğumuzda zihnimizde meydana gelen gelişimleri aktarmak istiyorum.

Farklı yazarlar farklı kitaplar okumak bizlere yaşayarak öğrenmesi çok uzun sürecek olan tecrübeleri çok daha kısa sürede edinme fırsatı verir. Örnek olan pek çok insanın filmlerine bayıldığı bir kitaptan bahsedeceğim. Yüzüklerin Efendisi.

1940’lı yıllar JRR Tolkien tarafından yazılan Yüzüklerin Efendisi, filmlerinde gösterilen aksiyon ve maceranın çok daha ötesinde, muhteşem bir insan eleştirisidir. Tolkien Yüzüklerin Efendisi kıtabında insanları sınıflara ayırır. Ve açgözlü insanoğlunun kendi hırsları uğruna dünyaya ne kadar büyük zararlar verebileceğini gözler önüne serer.

Kitap: Bir Aktarım Aracı

Yalnızca filmleri izlemiş pek çok insan, Yüzüklerin Efendisi kitabında bu denli derin bir eleştiri olduğunun farkında değildir

Malesef günümüzde sürmekte olduğumuz yaşantı bizleri diğer insanlarla bir şeyler paylaşma arzumuzdan kopardı. Eskiden küçük yerleşimlerde yaşayan insanlar, birinin evi yandığında, kuzusu doğurduğunda, atı kaçtığında bu duyguları birbirleri ile paylaşırlardı.

Modern hayatın bizi getirdiği noktada ise bu paylaşımlardan neredeyse tamamen uzaklaştık. Ancak insanoğlu olarak, empati ve yorumlama yeteneklerinin kıymeti bizler için hala aynı. İşte kitaplara olan ihtiyacımızı ortaya çıkan sebep de bu.

Nasıl ki bilgi aktarımı yapabilmek için bilimsel kitaplar, araştırmalar var, tecrübe ve duyguların aktarımı için de romanlar ve hikaye kitapları var.

Kitap OKumak İçin Vaktim Yok

2 yıl öncesine kadar bu bahaneyi ben de çok sık kullanırdım. Okumuyorum çünkü vaktim yok.

Muhtemelen önümüzdeki hafta içerisinde planlama yapmak ile ilgili bir makale yayınlayacağım ancak onu yayınlamadan önce bu makalede plansızlık halinden kısaca bahsedeyim.

Ülkemizde çalışma şartları diğer Avrupa Ülkelerine nazaran biraz daha ağır. İstanbulda ortalama bir çalışanının evinde kendi kendine rahatça geçirebildiği vakit yaklaşık 3-4 saat kadar. Ekonomicilerin çok sevdiği bir laf vardır, talep olan bir kaynak ne kadar az ise o kadar değerlidir, konu insan olduğunda -belki yalnızca bize has bir durum- yanlış çıkıyor.

Memleketçe vakit azlığından yakınıyoruz, ancak bu kadar değerli ve az sahip olduğumuz bir kaynağı doğru değerlendirmek için hiçbir çalışma yapmıyoruz. Bu çöldeki memleketlerin sularını umarsızca harcamasına benziyor. Kendimize yaptığımız muamele bundan ibaret.

Vakitsizliğin Çözümü

Dediğim gibi hafta içerisinden planlama ile ilgili bir makale yayınlayacağım, ancak burada da hızlıca yapabileceklerinizden kısaca bahsedeyim.

  • İşe gidip gelirken toplu taşıma ya da servis kullanın ve burada geçen vaktinizi bir okuma vaktine dönüştürün. Hem trafikte araç kullanırken yaşayacağınız stresten uzaklaşırsınız hem de bu vakti kendinizi geliştirerek geçirmiş olursunuz.
  • Yatağınızın kenarına en az bir kitap koyun. Yatağa girdiğiniz andan itibaren telefonunuza dokunmayın. Eğer yatakta vakit geçirmekten hoşlanan biriyseniz bu vakti telefon yerine kitapla geçirin.
  • Aynı anda birden çok kitap okuyun. Benim sıkça kullandığım bir yöntem bu. Aynı anda üç ya da dört kitap okurum ki bir gün birini okumak istemezsem diğerinden devam edebileyim. Bu sayede herhangi bir türde kitabı bir gün okumadığım zaman okumayı ihmal etmemiş oluyorum.
  • Not alın, defter tutun, eleştirin! Hayatında hiç kitap okuma alışkanlığı olmayan biri için bu yazdıklarımı uygulamak bir miktar zor olabilir. Kitapların altını çizmek, fikirlerinizi köşelere not almak ve bunları defterinize aktarmak önemlidir. Yarın dönüp baktığınızda elnizde büyük bir bilgi birimi oluşur.
  • Goodreads kullanın. Goodreads kitap okurları için bir sosyal medya. Okudunuz kitapları burada paylaşabilir, yeni arkadaşlar edinebilir, kitap gruparına katılabilir ve yeni kitaplar keşfedebilirsiniz.

Sonuç Olarak:

Kitap okumak insanının gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Dünyadaki en başarılı insanlar çok kitap okurlar, Bill Gates bunun en büyük örneğidir, yılda 60 kitap okur.

Siz de bu konuda fikirlerinizi benimle aşağıya yorum yaparak paylaşabilirsiniz.

Nasıl Aşırı Düşünmezsiniz?

Bir süredir, düşünmek üzerine düşünüyorum. Hepimiz çok yetenekli düşünürleriz ancak bu yeteneğimizi hayatlarımızı desteklemek için mi kullanıyoruz, yoksa çok düşünerek kendimize bir hapishane mi yaratıyoruz?

Danışanlarla çalışırken koçların zihinlerini danışanlarla ilgili düşüncelerle doldurur. İnsanlar iş yerlerindeki ufak ve kolay çözümleri göremezler, öğrenciler sınavlarda çok kolay çözebilecekleri soruları kaçırırlar. Çünkü onlar aşırı düşüşünme hapishanesine girmişlerdir.

Aşırı Düşünme Döngüsünden Nasıl Çıkarız?

Hepimiz dönem dönem hayatlarımızdaki bir şey tarafından aşırı düşünme döngüsünün içine çekiliriz.

1- Dikkatimiz şuandan geçmişe (yahut geleceğe) doğru kayar. Dikkatimizi verdiğimiz zaman dilimi değiştiğinde, zihnimiz üzerinde hiçbir kontrolümüz olmayan hikayeler ve bağlantılar üretmeye başlar.

2- Üzerinde kontrolümüz olmayan bağlantılara odaklandığımızda zihnimizde stres ve endişe hissederiz. Bunu atlatmaya çalıştıkça, daha fazla düşünürüz. Bu problemin üstesinden gelmeye başladıkça, o konuya daha çok kafa yorarız. “Ya şöyle olsaydı” yahut “keşke böyle yapsaydım” dedikçe zihnimiz daha iyi bir çözüm üretmek için çalışır – ve bu sayede stesli ve endişeli hissederiz.

Geçtiğimiz yıl ben de bu döngünün içerisindeydim. Ancak bu döngüden çıkıp düşünme işlemini kendim için daha verimli hale getirmenin yolu üzerine çalıştım ve sizinle de bunu paylaşmak istiyorum.

Fikir ve Düşünmek Arasındaki Farklar

Fikir ve düşünce arasındaki farklar üzerine konsantre olmaya başladım. Fikir uzak bir yerden, belki benim dışımdaki bir noktadan geliyordu ve fikri beğenmezsem onun gitmesine izin verebiliyordum. Kendi kendime “yalnızca kötü bir fikirdi” demem yeterli oluyordu.

Bazen etrafımdaki birileri bana (çoğunlukla korkunç) “Yenibirmacera a.ş.” iş fikriyle geldiklerinde dikkatlerini dağıttığımda fikrin kapsamını ve anlamını kaybettiğini farkettim.

Aşırı Düşünmekten Kaçınma Stratejileri

Evet yukarıda yazdıklarım da yalnızca birer fikirdi.

  • Düşünmeye bu şekilde başlarsam ufukta nelere erişeceğim? Erişeceğim nokta, ulaşacağım fikir benim işime yarıyor mu?
  • Düşünürek üretmek istediğim fikir nedir?
  • Düşünme yeteneğimi hayatımı ilerletmek için mi kullanıyorum yoksa kendine bir hapishane mi inşa ediyorsun?
  • Düşünüren gerçeklerden uzaklaşıp kurguya doğru mu gidiyorum? Öyleyse düşünmeyi burada bırakmalıyım.
  • Eğer bu konuda düşünmeyi bırakırsam önümdeki fikir kendiliğinden kaybolacak mı?

Peki sizin aşırı düşnmekten kaçma stratejiniz nedir? Aşağıya bir yorum bırakın ve benimle paylaşın.

Güçsüzleştiren İnanışları Değiştirmek

Değişimi, hayatınızın kontrolü sizin elinizdeyken başarın!

Eski, sizi güçsüz kılan inanışlarınızı yenisi ile değiştirin.

İnanışlar hayatınızın her alanında; kariyerinizde, ilişkilerinizde, eğitimizde çok hayati bir rol oynar.

İnanışlarımız genellikle geçmişti yaşadığımız olaylarla, kimliğimizle, hedeflerimizle ve bizim dışımızdaki dünya ile oluşur. Peki ya etrafımızdaki yanlış şeyleri, bizi daha zayıf bir hale getiren şeyleri inanç olarak topluyorsak? Bu yalnızca kendimizi sabote etmek anlamına gelecektir.

Bazen inanışlarımızı, algılarımızın etrafındaki çerçeveleri kaldırarak inşa ederiz. Örneğin, okulun sonuncusu olan arkadaşınızın iş hayatında sizden daha başarılı olacağına inanır mısınız? Hayır dediğinizi duyar gibiyim, peki bu inanışı nereden elde ettiniz?

Aşağıdaki soruları sormak sizi güçsüzleştiren inançları değiştirmek için kullanılabilir:

  • Bu inancım her şart altında geçerli mi?
  • Bu inancım benim başarımı engelliyor mu?
  • Beni güçsüzleştiren bu inancımı hangi güçlü inaç ile değiştirmeliyim?
  • Beni güçlendirecek olan bu inancım bana nasıl yardım edecek?
  • Yeni ve beni güçlendirecek olan inanışlarımı pratiğe çevirmemi engelleyecek ne var?
  • Bu inançları hayatıma sokmak için hangi düşünce ve pratik adımları atmalıyım?

Kaynaklarımız Ve Mücadelelerimiz

İnsanoğlu çok uzun yıllardan beri zihninin iki farklı durumu ile mücadele ediyor. Bu iki durumdan bir tanesi endişe, bir diğeri ise sıkılma. Bu iki zihinsel durum insanoğluna ömrü boyunca defalarca stres yaşatır.

Bu iki stresli durumu kaynaklarımız ve mücadelelerimiz ile açıklamayı deneyebiliriz.

Bizler, karşılaştığımız mücadelelerin elimizde olan kaynaklardan daha çok olduğunu düşündüğümüz zaman bu bir endişe haline geliyor. Ancak bu durumun tam tersine, elimizdeki kaynaklar, karşılaştığımız mücadelelerden, yarışlardan daha büyük olduğunda, bu da bir sıkılma durumu yaratıyor.

Aslında bunu yalnızca iş hayatımızda yaşamıyoruz, bunu iş hayatımızın çok dışında, okulumuzda, ilişkilerimize, evimizde de yaşıyoruz. Kimse okullarımızda bizlere, kaynakları nasıl verimli kullanacağımızı, önümüzdeki mücadele ile kaynaklarımızı nasıl dengeleyeceğimizi anlatmıyor.

Eğer bizler birgün kaynaklarımızı elimizdeki mücadelelerle denk bir biçimde kullanmayı öğrenebilirsek, hayatımız o zaman bizim için daha anlamlı olacak. O gün önümüzdeki mücadeleden daha mutlu olacağız.

Hikayeniz İşinize Yarıyor Mu?

Hepimizin bir “hikayesi” var, bizler bu hikayelerimize kendi gerçekliğimiz adını veriyoruz. Kafamızın içerisideki ses uzun bir diyalog içerisindeyiz ve bu ses hiç susmadan bizimle konuşmaya, “hikayeyi” anlatmaya devam ediyor. İçimizdeki sesin bize anlattığı hikaye ailemizden, çevremizden, arkadaşlarımızdan geliyor.

Doğduğumuz anda inançlarımız ve değerlerimiz oluşmaya başlıyor ve tahmin edebileceğinizden çok daha erken bir yaşta bu değerler oturuyor.

Hayatlarımız devam ettikçe hikayelerimize yaşadıklarımızdan ve etrafımızdaki insanların yaşadıklarından çıkardığımız derslerle yeni bölümler ekliyoruz. Okulda, iş yerinde, arkadaşlarınızla olduğunuz sırada yaşanan olaylar hikayelerinizi biçimlendirmeye, ilerletmeye ve genişletmeye devam ediyor.

Senin Hikayen

Peki senin hikayen işe yarıyor mu? Hikayen hedeflerine ulaşmakta, başarılı olmakta, daha mutlu olmakta, konfor alanından çıkmakta ve istediğini elde etmekte sana yardımcı oluyor mu? Yahut senin hikayen hayallerine ulaşmak konusunda önüne engeller koyuyor ve senin mutsuz olarak köşende oturmana mı neden oluyor?

Hikayen senin iyi olup olmadığını etkiliyor mu? Öfke, stres, sıkıntı, üzüntü, mutsuzluk, pişmanlık; bütün bu duygular hikayemizin içinde olduğu sürece iyi olamayacağız, ancak bu duyguların gitmesine, yok olmasına izin verdiğimizde bizler için işe yarayan bir hikaye yaratabileceğiz. Sonuçta bir tane hayatımız var değil mi?

Bir günlük tutmaya başlayın, eğer hala başlamadıysanız, bu günlüğe sizi engelleyen ve işinize yarayan düşüncelerinizi yazın. Arada bir bu günlüğe göz atarak sadece bu günlüğün bile hayatınızdaki olumsuz şeyleri ne kadar azalttığını görebilirsiniz.

Kendinize yeni bir hikaye yaratmak için birkaç tavsiye:

  • Enerjik, pozitif insanlar bulun, onlarla vakit geçirmeye başlayın. Etrafınızda bu tip insanların olması size de enerji verecektir. Etrafınızdaki enerji vampirlerinden, modern tabiri ile, modunuzu düşüren insanlardan uzak durmaya çalışın.
  • Aşılabilecek küçük hedefler koyarak bunları aşmaya çalışın.
  • Eğer yeni bir hikaye için yardım almak isterseniz benimle yigit@yigitozdemir.com e-posta adresimden iletişime geçebilirsiniz.

Herkes yeni bir hikayeyi hak eder.

Öfke Nasıl Yenilir?

Keşke hiç sinirlenmeseydim dediğiniz o anı hatırladınız mı? Bu yazıda size öfke nasıl yenilir anlatmaya çalışacağım.

Hiç insanın iç huzurunu, iç onay sistemlerini bozduğunda neler yaşadığını düşündünüz mü? Bireylin kendisi ve çevresiyle olumlu ve onaylayan bir ilişki içerisinde olmadığı durumlarda dışarıya ne yansıyor?

İşyerinde pek çok insanın suratı asık, yollarda kimsenin birbirine tahammülü kalmamış, pek çok işyerinde çalışanlar alenen yahut gizliden birbirlerini kötülüğünü istiyor. En ufak hatasında insanlar birbirine bağırıyor.

Özellikle büyük şehirlerde yukarıdaki durumu daha net görmek mümkün. Birinin en küçük hatasında yahut yanlışında buna tahammül etmek yerine, bağırışmaya hatta kavgaya kadar kolaylıkla gidebiliyor olaylar.

İnsanlar Neden Sinirlenir?

Sinirlenmek diğer duygular kadar doğal ve gerçek bir his, ancak insanların neden sinirlendiğini hiç merak ettiniz mi?

Öfke genellikle korkunun arkasından oluşan ve vücudun korkuya verdiği tepkiyi gösteren bir duygu. Yani basitçe, korkan insan öfke duyar ve sinirlenir.

Metropoldeki İnsan ve Öfkesi

Metropollerde yaşayan insanlar trafik, kuyruklar gibi yerlerdeki öfkelenme anlarına çok kez şahit olmuştur. İnsanların işlerine, evlerine geç kalma korkusu, sorumluluklarını tam olarak yerine getiremeyecek olma endişesi yaşar büyük şehirlerdeki insanlar.

Yukarıda bahsettiğim korku ve endişe hali ise stress, öfke patlamaları ve genel bir sinirlilik hali olarak yansır. Daha küçük topluluklarda, bir kişi öfkelendiğinde, topluluğun diğer kısımı tehlikeden kaçmak adına bu kişiyi sakinleştirmeye çalışırdı. Ancak yaşadığımız topluluk, insanoğlunun alışageldiği topluluktan bir hayli büyük ve büyük bir kısmı endişeli.

Kızgın bir insanı sakinleştirecek kimse olmadığında, sakinleşmek bireyin kendi ödevi haline geliyor. Birey böyle bir duruma geldiğinde, kendisini nasıl koruyabileceğini bilmeli zira böyle durumlar hem kendi bedeninize zarar veriyor, hem de bilinçli yahut biliçsiz olarak diğer insanlara zarar vermek riski barındırıyor.

Öfkeye Önlem Almak

Bir olay yaşanmadan önce önlem almak, aslında o olay yaşandıktan sonra oluşacak olan zararı en aza indirmenin en kolay yolu.

Yukarıda büyükşehir örneğinden bahsetmiştik, önce büyükşehirlerde yaşayan bizleri neler yapıp önlem alabileceğinden bahsedelim daha sonra da ikili ilişkilerdeki boyuttan bahsedelim.

  1. Planlı olmak: aslında büyükşehirde yaşayan insanların en büyük sorunlarından bir tanesi bu. Plansız insanlar sinirlenir diyemem fakat ulaşım ve asla sonuçlanmayan uzun toplantılarda vakit kaybeden insanlarda bu hali çok görüyorum. Eve gittiklerinde yapabileceklerinden fazla görevleri var ve bu onların sürekli endişeli olmasına neden oluyor. Eğer görevleri planlayıp, yapabileceğinizden fazlasını üstünüze almazsanız bu endişe azalır.
  2. Empati kurabilmek: aynı alanı paylaştığınız bütün insanların aslında sizinkine çok benzer endişeleri var. İçlerinden kızıp bağırdınız birisi de sizinle aynı duyguları paylaşıyor ve karşı tepki aldığınızda bu sadece öfkenin büyümesi işine yarıyor.
  3. Kendini onaylamak: dün gece arkadaşlarınızla dışarı çıktığınız için bugün işlerin yetişmeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Aslına bakarsanız haklısınız muhtemelen yetişmeyecek. Ancak sosyalleşmeye ve dışarı çıkmaya da ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bir anlık, kısa vadeli, bir gecikme yaşasanız da, aslında su içmek, yemek yemek kadar temel bir ihtiyacınızı tatmin ettiniz. Bu yüzden kendinizi suçlamak yerine, buna ihtiyacınız olduğunu bilin ve bu davranışınızı onaylayın.

Yukarıdaki üç madde aslında konuştuğumuz büyükşehir örneğinde insanların çok büyük bir çoğunluğunun uygulamaktan geri kaldığı şeyler. İnsanların başka başka farklı endişeleri de var elbette; maddi korkular (kriz dönemlerinde şiddet eylemlerinin arttığı bilinen bir şey), gelecek kaygısı, işsizlik korkusu gibi. Ancak bunların pek çoğu birey olarak bizim kontrolümüzde değil ve ancak elimizde olanları düzenleyebilirsek birey olarak mutlu bir hayat yaşamaktan bahsedebiliriz.

İlişkilerde Öfkeyi Yenmek

İlişki kelimesini ister evlilik, birliktelik olarak düşünün, isterseniz arkadaşlarınızla olan ilişkiniz olarak. İlişkilerde dönem dönem (ya da sürekli olarak) öfke sorunları olur. İki arkadaş birbirine kızar, kadın ya da erkek birbirlerine öfkelenir.

Büyük kavgalar, önü alınamayan sürekli öfkeler genellikle ilişkinin sonunu getirir. Ancak bundan daha kötü durumların da ortaya çıktığı olur, bu durumdan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Duygusal şiddet öfke ve endişenin ön planda olduğu ilişkilerde olabilir ve taraflardan birinin psikolojik sorunlar yaşamasına hatta intihara dahi sebep olabilir. İlişkilerde öfkenin önüne geçebilmek bu yüzden çok önemlidir.

Aslında burada kimse size bir sihirli değnek veremez ancak yukarıda saydığım üç madde burada da geçeli:

  1. Planlı olmak: ilişkilerde insanlar birbirlerine ve kendilerine karşı olan sorumluluklarını yerine getiremeyecek olma endişesi taşıyabilirler. İlişki içerisindeki bireylerin birbirlerine ve kendilerine karşı olan sorumlulukları konusunda planlı olmaları, bu stresi omuzlarından alacaktır.
  2. Empati Kurabilmek: İlişkilerdeki kıskanç insanları herkes bilir, sürekli olarak “beni aldatacak” enişesi yaşayanlar vardır. Aslına bakacak olursanız bu endişe çoğunlukla karşı taraf ile ilgili değil, bireyin kendisi ile ilgilidir. Karşı taraf ile empati kurabilen biri, onun gerçekten bu karakterde olup olmadığını bilir.
  3. Kendini Onaylamak: bir birey, kendi davranışını onaylayamadığın sinirini genellikle en yakınındaki insandan çıkarmayı tercih eder. Sanıyorum ki kimse sokaktan geçen birine “Dayı, sen de ne iğrenç bir adamsın, utan be utan’” dememiştir.

Hiç Öfkelenmemek Mümkün Mü?

Malesef.

Öfke en az mutluluk kadar doğal bir duygudur ve sağlıklı bir insanın yaşadığı kötü olaylar karşısında öfke duyması son derece doğaldır. Öfke ile ilgili doğal olmayan şey ise insanların ve kendinin zarar görmesi pahasına, hiçbir kazanım elde etmeden öfkelenmektir.

Sonuç Olarak

Hayatlarımızı öfkeden tamamen arındıramayız ancak gereksiz yere öfkelenmenin, endişe yaşamanın ve kendimize zarar vermenin önüne geçebiliriz. Bu yazıda öfkenin ve sinirin önüne nasıl geçilebileceğinden bahsettim.

Eğer eklemek istediğiniz, sormak istediğiniz bir şey olursa, aşağıdaki yorum kısmından yazabilirsiniz.

Birleştirilmiş Saha Teorisi ve Başarı

Elon Musk ismini birçoklarımız, yaptığı çılgın konuşmalardan, projelerden ve kurduğu şirketlerden duyduk. Pek çok insana mantıksız gelebilecekler işlere yatırım yaparak, uzun süre bilim ve sanayi dünyasında alay konusu olan bu kişi, gerçekten ne yapıyor?

ISS (Uluslarası Uzay İstasyonu) ikmal için bir roket göndermek, bugüne kadar özel sektörün hayal edemeyeği, yalnıca büyük devleter tarafından fonlanan yarı kamusal şirketlerin yapabileceği bir şeydi. Ancak Elon Musk elindeki kısıtlı sermaye ile diğer rakiplerinin çok altında maliyetlerle ve yeniden kullanılabilen roketlerle bu işi başardı.

Peki Musk’ın birbirinden bu kadar alakasız (ve ilk bakışta çok mantıksız) yatırımları yapmasının arkasında yatan sebep neydi? Ona şöhret ve para kazandıran bu yatırımları belli prensipler etrafında mı yapıyordu, yoksa yalnıcaz para kazanmak için mi bu denli büyük riskler alıyordu.

Kendisi bu yaptıklarını Birleştirilmiş Saha Teorisi olarak anıyor. (The Unified Field Theory)

Birleştirilmiş Saha Teorisi Nedir?

Birleştirilmiş Saha Teorisi prensip olarak birbirini tamamlayan ve destek olan farklı işleri yapmak anlamına geliyor. Örnek olarak yine Elon Musk’ın girişimlerini alabiliriz. Musk, Mars gezegeninde dünyanın insanlarının kolonileşip, yeni bir yaşam kurabilmelerini hayal ediyordu. Bu nedenle oraya ulaşmayı sağlayacak bir şirket kurdu, bu şirket SpaceX.

Marsta petrol olmadığından, orada kolonicilerin kısa mesafeler arası (0 – 1000 KM) ulaşımlarını sağlamak için Tesla isimli bir elektrikli otomobil şirketi kurdu.

Nükleer enerji gibi geçen yüzyıla ait teknolojileri savunmak yerine, Mars’taki koloninin enerji ihtiyaçlarını karşılayacak Solar City adlı bir şirket kurdu. Bu şirket her ne kadar ilk başlarda güneş paneli üretmek yerine bunların montajından sorumlu olsa da daha sonra panel üreticisi bir şirketi satın alarak, hem üretici hem de kurulum işlerini üstlenen bir şirket haline geldi.

İnsanların enerjileri, kısa mesafe ve çok uzun (gezegenlerarası) mesafelerde ulaşma problemlerini çözecek girişimlere sahip birinin bir sonraki adımı da orta uzunluktaki mesafelere ulaşım problemini çözmek olacaktır. Bunun için Hyperloop adını verdiği bir şirket daha kurdu. Hyperloop (şimdilik) 1600 kilometre uzunluğundaki mesafeyi çok hızlı bir biçimde alabiliyor.

Elon Musk Ne Yapıyor?

Aslında yukarıdaki adımları bir araya getirdiğimizde hepsinin tek bir amaç uğruna yapılan işler olduğunu görebiliyoruz.

Amacımız Mars gezegenine ulaşmaksa SpaceX tek başına yeterlidir, ancak orada yaşamayı, kolonileşmeyi hedefliyorsak diğer girişimler bize çok yardımcı olacak girişimler. (Ancak bu konuda daha atılması gereken çok adım var, su, gezegenin ısıtılması, tarım vb.)

Elon Musk ile ilgili bildiğimiz şeylerden bir tanesi, ofis kapısının her iki yanından, Mars’ın şuanki halinin ve kolonileştikten sonraki halini gösteren (tahmini) iki poster asılı.

Birleştirilmiş saha teorisi ile amacına giden yoldaki birkaç problemi birden aynı anda çözebiliyor, üstelik bu büyük hayalini de devletlere ve sıradan insanlara finanse ettirebiliyor.

Biri çıkıp bize şöyle seslenseydi tepkimiz ne olacaktı? “Ey dünyalılar, ben Mars’a gideceğim bana 15 Milyar Dolar para lazım, hadi verin onu bana!” insanlığın tepkisi ne olurdu kestirmek çok zor değil.

Bu nedenle Birleştirilmiş Saha Teorisine ihtiyacımız var.

Başarıyı Birleştirmek

Aslına bakarsanız başarı diye tanımlanan şey daha küçük boyuttaki onlarca zaferin birleşmesidir. Elon Musk’ın da yaptığı şey budur, gücünün yettiği kadar en büyük zaferleri üst üste koyarak Mars’a gitmek ve orada kolonileşmek başarısına sahip olmak istemektedir.

Birleştirilmiş Saha Teorisi bizler için de çok önemlidir.

Hayatlarımızı anlamlı kılan şey büyük hayallerimizdir. İnsanlar belki sizinle, Elon’a yaptıkları gibi, alay edeceklerdir. Bu yolun saçma, hayallerinizin de gereksiz olduğunu söyleyeceklerdi.

Aziz Sancar’ın hayali mutajene DNA’nın onarılması idi. Bunun için pek uzun bir öğrenme süresi, araştırma, deneyler ve “başarısız” deneylerden çıkan sonuçlarla yeni rotalar çizmek gerekti. Aziz Sancar 30 yaşındayken insanlara böyle bir hayali olduğunu söylese muhtemelen alay konusu olurdu. Ancak o diğer pek çok küçük parçayı, eğitimi, labaratuvar imkanlarını, araştırmalarını ve yaratıcılığını bir araya getirerek birleştirdi ve hayalini kurduğu şeyi başardı.

Aziz Sancar yalnızca kendi hayatını daha anlamlı kılmadı, bizim hayatlarımızı da daha güzel bir hale getirdi.

Hepimiz için, hayatlarımızı anlamlı kılacak, bizi mutlu edecek daha bir hayal gerekir.

Büyük hayallerimizi gerçekleştirmek için birleştirilmiş saha teorisine göre, bizi bu hayale ulaştıracak küçük parçaları bulmak ve ilk başta bunların üzerine çalışmak gerekiyor.

İnsanlara yardım mı etmek istiyorsun? Bunu nasıl yapabileceğine, yeteneklerine, elindeki güce odaklan ve küçük birkaç parça bulup sırayla bunları geliştirmeye başla. Büyük hayallerimize ulaşmak bizi zengin eder mi bilmem ancak bizleri daha mutlu daha tekamül insanlar yapacağı kesin.

Elli, atmış santim boyunda bir memeli yavrusu olarak geldiğim şu alemde konuşmayı öğrendim, Bu beni alemin sıradan bir parçası olmaktan çıkarıp onun sohbet ortağı yapıyor.

A.M. Celal Şengör

Büyük amaçlara tek adımda ulaşmak mümkün değildir, bu da insanların pek çoğuna korku ve endişe hissettirir ki bu da insanları, beceriksiz duruma sokar. Bu durumla başa çıkabilmek her ne kadar kolay olsa da, bazıları için dipsiz bir kuyaya düşmeye benzer.

Küçük parçalara bölünmüş, birleştirilmiş, bir büyük hayal küçük zaferlerin üst üste yığılması ile oluşacağından, beceriksiz duruma düşmeyi zorlaştıracaktır.

Birleştirilmiş sahalarınızın her birini iyi analiz etmeli, iyi okumalı ver herbir sahadaki zaferi nasıl kazanılacağını düşünüp, en iyi oyunumuzu oynayıp kazanmamız gerekir. Her bir sahadaki mücadelenin büyük zorlukları olacaktır.

Tökezlemekten ve rahatsız olmaktan keyif almamız gerekiyor. Eğer planlarımız, rahat ederek, yorulmadan bir noktaya gelmeyi içeriyorsa, muhtemelen o planı yırtıp atmalıyız!


Peki sizin “birleştirilmiş sahanız” nedir? Birleştirilmiş sahanız küçük parçalara ayrılıp, başarılabilir mücadelelere bölünebiliyor mu? Hadi, aşağıya bir yorum bırakın ve bunun üzerine konuşalım.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.


RSS
Follow by Email
Facebook
Google+
https://www.yigitozdemir.com">
Twitter
Instagram