Gerçeklik Nedir?

Etrafımızda olan biteni nasıl görüyoruz? Cevabın gözlerimizle olduğunu düşünüyorsanız büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Etrafımızda olup biteni beynimizle görürüz. Gözlerimiz yalnızca nesnelerden yansıyan ışınları, dijital sinyallere dönüştürüp sinir sistemimize aktarır. Görme eyleminin gerçekleştiği yer ise beynimizdir.

Beynimizin görevi ise bir takım öğrenilmiş veya genetik olarak aktarılmış filtreler kullanarak bu sinyalleri bilince ulaştırmaktır. Bu filtrelerin bir kısmı, hayatta kalmamız için doğuştan gelir ancak daha büyükçe bir kısmı zaman içerisinde edindiğimiz deneyimler sonucu oluşur.

Aynı trafik kazasına şahit olan iki insanın insanın ifadelerinin birbirini tutmaması da bu nedenle olur. Evet, bir trafik kazası olmuştur ve gözlemci bir robot olsaydı, hangisinin daha hızlı olduğunu söyleyebilirdi

Şöyle bir video ile algı – gerçeklik arasındaki bağlantı konusunu biraz daha pekiştirelim:

Evet, bir gerçeklik var ama bu gerçeklik en azından bizim algıladığımız şey değil. Bizim algıladığımız şey aslında, algılamayı öğrendiğimiz, algılamak için hazırlandığımız şey.

Konuyu daha derinlemesine incelemeden önce, Apollo Robbins’in TED konuşmasını da buraya eklemek istiyorum. Apollo Robbins, konuşmasında, insan algısının aslında ne kadar zayıf olduğunu ve ne kadar kolay yönlendirilebileceğini gösteriyor. Bu videoda gerçekleşen bir olay var, olayın gerçekleştiği kesin ama algılarınız acaba bunu yakalayabilir mi?

Tabi, Apollo Robbins bu alanın uzmanı, olayı algılayamadıysanız bunun için kendinizi suçlamayın.

Aslında bu konuya daha sonraki yazılarımda tekrar değineceğim, ancak bir yerinden sizlerle paylaşmak istediğim bir konuda var:

Algılar nasıl oluşur?

Eğer gerçeklik bizim gördüğümüz şey değilse, deneyimlediğimiz hayat aslında bir algıdan ibaretse, bunlar nasıl oluşur?

Algıladığımız şeyler aslında verinin beynimizde inançlarımıza göre filtrelenerek, bilince yansıttığı şeylerdir. Örneğin tuzluğu arıyorsunuz. Eğer “Tuzluğun yerini bilmiyorum” derseniz, tuzluk gözünüzün önünde olsa dahi göremezsiniz. Çünkü beyniniz, bilmediğiniz inancına dayanarak tuzluğun bilincinize ulaşmasını engelleyecektir.

İnançlarımızın çok çok ufak bir kısmı kalıtımsal olarak bize ulaşır. Büyük bir kısmını çevremizden, kalan kısmını ise deneyimlerimizden kazanırız.

Çevreden kazanılan inanca şu örneği vermek mümkündür. Fakir bir mahallede büyümüş bir genç, başarılı ve zengin insanların doğuştan şanslı olduklarını, fakir bir hayatta yetişmiş bir insanın başarı şansının olmadığını düşünür.

Başaracaklar, çünkü inanıyorlar. Başaramayacaklar çünkü inanıyorlar. Her iki durumda da haklılar.

Algılarımızın bu denli farklı olmasının nedeni, filtrelerimizdir. Filtrelerimiz, inançlarımızın sonucu olarak ortaya çıkar ve beynin neyi, ne şekilde yorumlayacağına karar verir.

İnançları değiştirebilirsek, hayatlarımızı değiştirebiliriz. Bütün kutsal kitaplar da bunu anlatmıyor mu zaten? “İnanırsan her şey iyi olacak”, “inanırsan yapabilirsin” Eğer inancınızı bir yönde şekillendirmeyi başarırsanız algınız ve davranışlarınız da değişecektir.



Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *