Başarıyı Hissedebilmek ve Sahip Olmak

Bazı insanların hayat hikayelerini okuduğunuzda onların başarmak için yaratılmış kişiler olduğunu hissettiğiniz olmuştur. Bu kişiler gerçekten doğanın onlara bahşettiği muhteşem yetenek ve şanslarla mı doğdular, yoksa onları diğer insanlardan ayıran başka türlü bir şey mi vardı?

Becerikli Durum

Kendinizi enerjinizin doruğunda, her işi başarmaya muktedir ve mutlu hissettiğiniz bir anı hatırlayın. O an size ne iş verirlerse versinler, hedefiniz ne olursa olsun, planınız ne olursa olsun başaracaksınız gibi geliyordu değil mi?

İşler ne kadar uzarsa uzasın, ne kadar sarpa sararsa sarsın, sanki sizi yolunuzdan hiçbir şey ayıramazmış gibi hissettiğiniz mutlaka olmuştur.

İşte bu halimize becerikli durum deniyor.

Becerikli durumda olmak pek çoğumuzun algılarımızı daha açık bir şekilde kullanmamıza yardımcı oluyor. Becerikli durumdayken, diğer durumlarımıza göre çok daha etkin çalışıp daha iyi başarılar elde edebiliyoruz.

Ancak bu becerikli durumdan bir şekilde çıkıyoruz. Bilerek ya da bilmeyerek, birçok şeyi yapmaya muktedirken bundan kendi isteğimizle, bile isteye vazgeçiyoruz. Aslında yapılması çok zor olan bir şeyi yapıyoruz.

Becerikli Durumu Terketmek

Becerikli duruma nasıl geçileceğine değinmeden önce, bu durumun nasıl terkedileceğini anlatmak istiyorum. Aslında becerikli durumu terk ederken ne kadar zor bir şey yaptığımıza birlikte bakalım.

Becerikli durumdayken, kaslarda bir gerginlik olur, çoğunluklar duruş dik ve kafa karşıya bakar, soluk alış verişler derin ve sabit bir tempoda ilerler. Bu durumdan çıkabilmek için yapmamız gereken ilk şey omuzlarımızı düşürmektir. Bunun ardından daha kısa nefesler almak, başımızı öne eğmek bu durumdan çıkmamıza yardımcı olur.

Fiziksel durumumuzdaki değişimin ardından bunu zihinsel bir takım değişimlerle de süslemek gerekir. “Başaramayacağım” korkusu, insanlar ne düşünecek korkusunu da eklersek, becerikli durumdan tam anlamıyla çıkmış oluruz.

Yukarıdaki durumdayken, hangimiz geleceğimiz için planlar yapabilir ve buları uygulayabiliriz ki?

Yapamayacağımızı düşündüğümüz her seferinde haklıyız. Yapabileceğimizi düşündüğümüz her sefer de haklıyız. Zira bu kararı veren, eylemi planlayan ve eylemleri gerçekleştirenler bizleriz. Daha yola çıkmadan, zorlu bir virajı düşünmek size yardımcı olmayacaktır.

Becerikli Duruma Geçmek

Becerikli duruma geçmek için daha önce kendinizi bu şekilde hissettiğiniz bir ana geri gitmelisiniz. Omuzlarınızı kaldırın, dik bir pozisyona geçin. Daha önce kendinizi becerikli durumda hissettiğiniz bir an bulun.

Bu anda hissettiklerinize odaklanın, etraftaki seslere, o an gördüğünüz şeylere, düşüncelerinize. İçinizden geçenleri hatırlamaya çalışın ve fiziksel duruşunuzu koruyun.

Gözlerinizi açtığınızda, o an hissetiklerinizi tekrar hissetmeye çalışın. Böylece becerikli duruma geçebilirsiniz.

Eğer alıştırmayı bıraktığınızda hemen beceriksiz duruma dönüyorsanız alıştırmayı bir süre daha tekrar etmeye ihtiyacınız var demektir, belki de seçtiğiniz anı yeterince becerikli bir durum değildir?

Her iki durumda da alıştırmayı tekrar etmeye devam edin. Zira becerikli durumda her defasında daha uzun süre kalabileceksiniz.

Becerikli Durumu Korumak

Benim kendimde ve etrafımdakilerde gördüğüm şey becerikli durumu bozan çoğunlukla olaylar olmuyor. Genellikler bizler bunu hiçbir olaya gerek kalmadan kendi kendimize başarabiliyoruz.

İnsanların çok büyük korkuları var, ülkemizde bunlardan en büyüğü başarısızlık korkusu, diğeri de alem ne der korkusu. Nispeten yaygın görülen diğer korkulardan biri engelleri aşamama korkusu bir diğeri ise rahatsızlık korkusu.

Bunlarla nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmemiz gerekiyor. Başarısızlık tamamen bakış açısı ile ilgili bir durum. Benim bildiğim kadarıyla, yeterince başarısız olup, onları tecrübelere ve bilgiye dönüştürmeden başarılı olmanın bir yolu yok.

Ayrıca, insanlar zaten şuan sizin hakkında pek çok şey söylüyor. Onların düşüncelerini değiştirmenin de pek çok yolu var elbet ancak bu yollardan bir tanesinde bile onların istediği hayatı yaşamanız gerekmiyor! (Bu konuyla ilgili bir makale yazacağım)

Kendi planlarını yapmayanlar, başkalarının planlarında oyuncu olurlar.

Tökezlemekten ve rahatsız olmaktan keyif almamız gerekiyor. Eğer planlarımız, rahat ederek, yorulmadan bir noktaya gelmeyi içeriyorsa, muhtemelen o planı yırtıp atmalıyız!

Rahatlığı içeren bir gelecek planı öngörüsü düşük bir gelecek planıdır. Engelleri ön görememiştir ve başarsızlığa mahkumdur.

Eğer kafamızdaki bu korkuları farklı biçimlerde düşünebilirsek, becerikli durumda daha uzun kalmayı da başarabiliriz.

Hatalarımız ve başarısızlıklarımız bizim için öğretilerdir, bu hayatta gördüğünüz hiçbir başarılı insan, başarsızlığı tadıp, ondan ders almadan başarılı olmadı. Kimse bir ders kitabını sadece bir kez okuyarak sınavından yüksek notlar almadı.

Başarısızlık, başarıya giden yolu keşfetmektir.

Sizlerden ufak bir ricam var, başarısız olacağınızı, bir işi beceremeyeceğinizi düşündüğünüzde (ama sınav sırasında değil, çalışırken 🙂 ) becerikli duruma geçme alıştırmasını tekrarlayın.

Başarmak için önce başarmayı hissetmek gerekir!

Televizyonu Çöpe At

Herkesin evinde, çoğunlukla oturma alanının en özel kısmında yer alan bir elektronik cihaz televizyon, mutfak robotu gibi, kullanılmadığında dolaba kaldırılan, ihtiyaç duyulduğunda çıkarılıp kullanılan bir cihaz değil. Sürekli baş köşede ve oturma alanında geçirilen sürenin çoğunda açık.

Televizyon ne işe yarar?

Süpürgenin evdeki işlevini herkes bilir, yahut kimse ketıl ne iş yapıyor diye sormaz. Bu elektronik cihazların sürekli olarak açık durmasına da gerek yoktur zira bunlar ihtiyaçları gidermek için kullanılır.

Bir tanıma göre Zeka alet yapma/kullanma becerisidir. Ulaşmak istediğimiz amaçlar için, elimizdeki aletleri uygun olarak ve doğru biçimde kullanmak zekamızın ne kadar gelişmiş olduğunun bir göstergesi.

Aşağıda hayvanların alet kullanma becerileri ile ilgili bir iki video koyacağım 🙂

Televizyonu hangi maksatla kullanıyoruz peki; İletişim için mi? Dış dünyadan haberdar olabilmek için mi? Yoksa kendimizi rahatlatacak bir cihaz olduğu için mi?

İletişim ve dış dünyadan haberdar olabilmek için kullandığımız farklı aletler de var artık, akıllı telefon bunların en önemlilerinden. İletişim ve haberleşme ihtiyacımızın çoğunluğunu bu cihazlardan karşılıyoruz. En son kaç yıl önce bir haberi ilk defa televizyonda gördüğünüzü hatırlıyor musunuz yahut haberin daha yalın bir biçimde verildiğini?

Kişilik Modellemesi ve Televizyon

İnsanların büyük bir çoğunluğunun televizyonu kullanma nedeni hemen hemen aynıdır.

“Yorucu geçen bir günün ardından rahatlamak”

Peki televizyonlar bunu nasıl yapıyor? Ya da soruyu şöyle sorayım, televizyonlar gerçekten sizi rahatlatıp dinlendiriyor mu?

İşin gerçeği böyle değil. Televizyonlar insanlara farklı (ve istedikleri) insan modellerini gösterirler. Kitap okuyarak öğrenebileceğiniz duygusal olarak olgun, bilgili, çalışkan modeller yerine sizlere basit, dertleri farklı, (özellikle ülkemizde genelde) zengin insan modelleri sunar.

Farklı İnsanları Modellemek

Bunu anlatma sebebim şu, insanlar modelledikleri insanlar olurlar zamanla. Örneğin fakir bir mahallede büyüyen biri, sürekli olarak çaresizlik ve fakirlik gördüğü için, maddi olarak zenginleşmenin nasıl bir şey olduğunu bilemez. Fakat iş yapan bir ailede büyüyen bireyler, ticaretin, işin nasıl yapıldığını ve nasıl başarılı olacağını bilir.

Farklı insanları modelleyebilme yeteneği bu yüzden çok anlamlıdır. Hemen her insan, aynı zihinsel yapıda doğar. Yani iki kişi aynı davranış ve düşüncelerle büyürlerse, aynı başarıyı yakalarlar.

NLP tekniğinde değişim farklı modeller üzerine kuruludur, bunun tam tersi de geçerli, yani başarısız insanları modellerseniz, başarısız olursunuz.

Televizyonun amacı da aslında bu, ekranda gördüğünüz sahte hayatları, modellemeniz için yedi gün, 24 saat boyunca sunar. Mafya dizilerinin popüler olduğu dönemi düşünün, insanlar Polat Alemdar gibi yaşamak için onun gibi giyinip, onun gibi konuşuyorlardı.

Hani çok popüler bir laf vardır, “televizyonlar reklam satar” denir, aslında televizyonlar reklam satmaz. Televizyonlar size modellemeniz için bir yaşam tarzı satar, bu sayede onların ihtiyaçları sizin ihtiyaçlarınız halini alırlar.

Neden Televizyonsuz Bir Hayat?

Yalnızca televizyon mu? Elbette hayır, bugün YouTube üzerinde okumamayı, okulu bırakmayın öven ve özellikle ilk ergenlik çağında izleyici kitlelerine bunu defaatle anlatan insanlar var. Bu insanları ilk ergenlik çağındaki gençler kolaylıkla modelliyorlar ve onların hayat tarzını, onların düşünce ve davranışlarını içselleştiriyorlar.

Televizyon ve bu cihazların olmadığı bir hayat bize ne getirebilir?

Öncelikle bol bol vakit. Milyarlarca dolarınız bile olsa, bir tek saniye satın alamazsınız. Sevdiğiniz şeyleri yaparak, sevdiklerinizle vakit geçirerek harcayacağınız bir saniyeyi, size kolay “mutluluk” getiren bir şeyle harcamak istediğinize emin misiniz?

Yalnız bundan daha önemli olarak, size daha gerçek, daha güzel şeyleri görmek, tanımak için bir fırsat verecek.

Başarılı olmak mı istiyorsunuz? Mutlu olmak mı istiyorsunuz? Yapmanız gereken şey, mutlu insanları, başarılı insanları, sağlıklı insanları modellemek. Ancak bunu televizyonda yapamazsınız.

Uzun süredir, başarılı insanlar neden başarılıdır diye düşünüyorum, araştırma yapıyorum. Mutlu insanlarla diğerleri arasındaki farkı yaratan şey nedir sorusunun cevabını arıyorum.

Bu insanların büyük çoğunluğu, diğer başarılı insanların, mutlu insanların yolundan gidiyor.

Neden Bill Gates yılda 50 kitap okuyor da Fox kanalındaki keyfin tadını çıkarmıyor?

Siz Bill Gates kadar başarılı olmak istemiyor musunuz? Bill Gates’in sizden daha mı çok vakti var?

Başkalarının Şekillendirdiği Algılar

Kurallar çok basit:

Eğer algılarınızı başkasının şekillendirmesine izin verirseniz, onların size sattığı hayatı yaşarsınız.

Eğer kendi planlarınızı uygulamaya geçemezseniz, başkalarının planlarında oyuncu olursunuz.

Şimdi değişime başlayın, sizi körelten, size başka yaşam tarzları satan kim varsa, ne varsa, hayatınızdan çıkarın ama önce:

Televizyonu Çöpe At!

Alet kullanan hayvanlar videosu.

Gerçeklik Nedir?

Etrafımızda olan biteni nasıl görüyoruz? Cevabın gözlerimizle olduğunu düşünüyorsanız büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Etrafımızda olup biteni beynimizle görürüz. Gözlerimiz yalnızca nesnelerden yansıyan ışınları, dijital sinyallere dönüştürüp sinir sistemimize aktarır. Görme eyleminin gerçekleştiği yer ise beynimizdir.

Beynimizin görevi ise bir takım öğrenilmiş veya genetik olarak aktarılmış filtreler kullanarak bu sinyalleri bilince ulaştırmaktır. Bu filtrelerin bir kısmı, hayatta kalmamız için doğuştan gelir ancak daha büyükçe bir kısmı zaman içerisinde edindiğimiz deneyimler sonucu oluşur.

Aynı trafik kazasına şahit olan iki insanın insanın ifadelerinin birbirini tutmaması da bu nedenle olur. Evet, bir trafik kazası olmuştur ve gözlemci bir robot olsaydı, hangisinin daha hızlı olduğunu söyleyebilirdi

Şöyle bir video ile algı – gerçeklik arasındaki bağlantı konusunu biraz daha pekiştirelim:

Evet, bir gerçeklik var ama bu gerçeklik en azından bizim algıladığımız şey değil. Bizim algıladığımız şey aslında, algılamayı öğrendiğimiz, algılamak için hazırlandığımız şey.

Konuyu daha derinlemesine incelemeden önce, Apollo Robbins’in TED konuşmasını da buraya eklemek istiyorum. Apollo Robbins, konuşmasında, insan algısının aslında ne kadar zayıf olduğunu ve ne kadar kolay yönlendirilebileceğini gösteriyor. Bu videoda gerçekleşen bir olay var, olayın gerçekleştiği kesin ama algılarınız acaba bunu yakalayabilir mi?

Tabi, Apollo Robbins bu alanın uzmanı, olayı algılayamadıysanız bunun için kendinizi suçlamayın.

Aslında bu konuya daha sonraki yazılarımda tekrar değineceğim, ancak bir yerinden sizlerle paylaşmak istediğim bir konuda var:

Algılar nasıl oluşur?

Eğer gerçeklik bizim gördüğümüz şey değilse, deneyimlediğimiz hayat aslında bir algıdan ibaretse, bunlar nasıl oluşur?

Algıladığımız şeyler aslında verinin beynimizde inançlarımıza göre filtrelenerek, bilince yansıttığı şeylerdir. Örneğin tuzluğu arıyorsunuz. Eğer “Tuzluğun yerini bilmiyorum” derseniz, tuzluk gözünüzün önünde olsa dahi göremezsiniz. Çünkü beyniniz, bilmediğiniz inancına dayanarak tuzluğun bilincinize ulaşmasını engelleyecektir.

İnançlarımızın çok çok ufak bir kısmı kalıtımsal olarak bize ulaşır. Büyük bir kısmını çevremizden, kalan kısmını ise deneyimlerimizden kazanırız.

Çevreden kazanılan inanca şu örneği vermek mümkündür. Fakir bir mahallede büyümüş bir genç, başarılı ve zengin insanların doğuştan şanslı olduklarını, fakir bir hayatta yetişmiş bir insanın başarı şansının olmadığını düşünür.

Başaracaklar, çünkü inanıyorlar. Başaramayacaklar çünkü inanıyorlar. Her iki durumda da haklılar.

Algılarımızın bu denli farklı olmasının nedeni, filtrelerimizdir. Filtrelerimiz, inançlarımızın sonucu olarak ortaya çıkar ve beynin neyi, ne şekilde yorumlayacağına karar verir.

İnançları değiştirebilirsek, hayatlarımızı değiştirebiliriz. Bütün kutsal kitaplar da bunu anlatmıyor mu zaten? “İnanırsan her şey iyi olacak”, “inanırsan yapabilirsin” Eğer inancınızı bir yönde şekillendirmeyi başarırsanız algınız ve davranışlarınız da değişecektir.



Neden Yazıyorum?

Yazmak eylemi, kendimi bildim bileli, benim için önemli bir eylem. Eylemin benim için önemli olması, bu eylemi kullanarak yalnızca önemli şeyleri paylaşmaya itiyor beni. yigitozdemir.com alan adını aldığımdan beri boş tutmamın nedeni de bu. Kendim için önemli olanlardan çok herkes için bir şeyler yapmak istiyordum ve bugün öne çıkıp bunu gerçekleştirmeye karar verdim.

Hayatlarımız farklı sıkıntılarla, farklı mücadelelerle dolu. Temel yanılgımızsa, en zorlu problemlerin kendimizin olduğunu düşünmemiz.

İyi ağaç kolay yetişmez. Rüzgar ne kadar kuvvetli eserse ağaçlar da o kadar sağlam olur.

Yaklaşık bir sene önce, yaşadığımız hayatın aslında gerçeklik olmadığını farkettim. Yaşadığımızı sandığımız hayat aslında beynimizin basitleştirilmiş bir yorumundan ibaret. Beynimiz, algılarımızdan aynı anda gelen binlerce sinyali, önemlerine göre filtreliyor ve bize sadece hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz sinyaller, istediğimiz şekilde ulaşıyor.

Eğer sinir sistemimizden her gelen sinyali algılıyor olsaydık muhtemelen çıldırırdık. Düşünsenize, elinizi koyduğunuz bilgisayarın sıcaklığını, yüzeyini, parmağın basıncını binlerce farklı sinir hücresi ile hissediyoruz. Bunların kaç tanesinin bilincinde olabiliyoruz ki?

Hayatta kalmak için bunları filtrelemeye ve sadece ihtiyaç duyduklarımızla yola devam etmeye ihtiyacımız var. Filtreleme yöntemlerini de yıllar içerisinde öğreniyoruz. Çoğunlukla çevreden öğrendiğimiz bu filtreleri, deneyimlerimizle pekiştiriyoruz.

Eli bir kere yanmış bir çocuk, bir dahaki sefer, bir yere dokunurken öncelikle onun sıcaklığına odaklanacaktır. Dokunma eyleminin onu verdiği diğer şeylerle ilgilenmeyecektir.

İnançlarımızı değiştirirsek, algılarımızı, düşüncelerimizi de değiştirebiliriz. Durumları değiştiremeyiz ancak durumları kavrama biçimlerimizi, tepkilerimizi ve sonuçlarını değiştirebiliriz.

Bunu farkettiğim günden beridir, bu konuda bir şeyler okumaya, öğrenmeye çalışıyorum. Kendi deneyimlerimi bu yolla yorumlamaya, değiştirmeye çalışıyorum. Öğrendiklerimi unuttuğumu, bazen uygulayamadığımı farkettiğimde bu yazıları yazmaya karar verdim.

İçeriklerimi, genel itibariyle, NLP kuramından seçip oluşturacağımı düşünüyorum. Bazılarını salt kendim için yazacağım, bazılarını da başkalarıyla paylaşmak için.

İnanıyorum ki, insan kendini yeni baştan yaratabilir.

RSS
Follow by Email
Facebook
Google+
https://www.yigitozdemir.com/page/2">
Twitter
Instagram